Dergi / SAHA
SAHA

Kahven neden karpuz gibi kokuyor

Ve neden bu bir hata değil — tam tersine, bütün mesele tam da bu.

ilk yudumda yüzünü buruşturdun, biliyoruz. "Kahve bu mu, meyve suyu mu?" diye düşündün. Sana bir sır verelim: o karpuz, o reçel, o fırın meyvesi — hiçbiri yapay aroma değil. Çekirdeğin içinde zaten vardı. Biz sadece onu dışarı çıkmaya ikna ettik. Yöntem biraz şiddet içeriyor.

Suç mahalli: fermantasyon

Klasik kahve, toplandıktan sonra hızlıca yıkanır, kurutulur, işi biter. Düzgün, temiz, tahmin edilebilir. Sıkıcı demiyoruz — ama biraz sıkıcı. Deneysel process dediğimiz şey ise çekirdeği bir süre kendi meyvesinin etiyle, çoğu zaman havasız bir tankta, kontrollü bir şekilde fermente etmek. Yani biraz çürümeye, ama doğru yerde durmak şartıyla.

O sırada şekerler dönüşür, asitler değişir, ve çekirdek normalde asla taşımayacağı kokuları emer. Karpuz oradan gelir. Anaerobik natural, karbonik maserasyon, 90 saatlik fermantasyon... isimleri havalı, mantığı basit: kahveyi kontrollü bir krize sokarsan, sana en ilginç halini gösterir.

Peki bu iyi mi, kötü mü?

İşte burada dürüst olacağız: tat özneldir. Birinin "vay be" dediği bir notaya, bir başkası "bu bozulmuş" diyebilir. İkisi de haklı, çünkü damak kişiseldir. Sana "bunu sevmek zorundasın" demeyeceğiz — o cümleyi kuran herkesten zaten nefret ediyoruz.

Ama şunu söyleyeceğiz: en az bir kez, ne içtiğini bilerek dene. Karpuzu aradığında bulursan, kahvenin bambaşka bir kapısı açılır. Bulamazsan da sorun yok; en azından artık neyin peşinde olduğunu biliyorsun.

Ne yapmalısın

Çok bir şey değil. Açık demle (V60 işini görür), ısrarla espresso yapıp karpuzu yakıp kül etme, ve ilk yudumda yargılamadan önce kahve biraz soğusun — sıcakken çekirdek sırrını saklar, ılındıkça konuşur. Gerisi sende.